Please assign a menu to the primary menu location under menu

Ümit BalkanYazılar

Zeki ama tembel personel mi yoksa çalışkan ama vasat mı?

zeki ve tembel

Sizce hangi personel? Bir saniyeliğine işveren olduğunuzu hayal edin ve kendinize şu soruyu sorun: Hangi çalışanı tercih ederdiniz, yapı olarak tembel ancak pozisyonun gerektirdiği tüm yeterliliklere sahip, verilen her işi isteyince yapabilecek kişiyi mi işe alırdınız yoksa çalışkan ancak yeterli olmayan veya olamayan kişiyi mi?

Çoğu kişinin aklından geçen cevabı tahmin eder gibiyim ancak gelin bir de 2009’dan beri sistem yöneticiliği yapan David Breaux’un bu soruya yanıtına kulak verelim.

Bir keresinde t-shirt’ünün üzerinde “Genius by nature. Slacker by choice.” (Doğası gereği dahi. Kendi isteğiyle ihmalkar.) yazan harika bir personelim olmuştu. Nitekim bu yazı tam anlamıyla onu tanımlıyordu. Gerçekten ciddi manada zekiydi ve verdiğim her işin de kolaylıkla üstesinden gelmeyi başarıyordu.

Asıl sorun ise bu kişiyi verdiğim her işi tamamlaması için motive etmek zorunda olmamdı.

Diğer yandan, iş ahlakı konusunda muazzam bir personelim daha vardı. Ne uzun saatler süren mesailer için şikayet eder ne de çok fazla işi yükü için yakınırdı.

Ancak, sorun şu ki bu kişinin yaptığı her işi iki defa kontrol etmem gerekir ve hatta bazen kendi başıma baştan yapmam gerekirdi.

İşe birini aldığım zaman, o kişiden söylenen işin tam anlamıyla üstesinden gelmesini beklerim. Yoksa, eğer işi kendi başıma yapacaksam kimseyi almamayı ve ücreti kendime saklayarak tasarruf etmeyi tercih ederim.

Zeki ama tembel…

İnsanları nasıl motive edeceğinizi anladığınız zaman, o kişiye istediğiniz işi yaptırmak için hangi noktadan yaklaşacağınızı bulmak hiç de zor değil, inanın. Tembel dahimle ilgili en büyük sorunum da bu noktadaydı. Çünkü eğer verdiğim işi basit ve sıkıcı bulursa yapmak istemiyor ya da yapmaktan kaçınıyordu. Benim yapmam gerekense sadece ona bunu aşılamaz bir engel gibi göstermekti. Bu da zaman zaman basit işleri diğer personele aktarırken, zor işleri tembel dahiye saklamak demekti. Genellikle de egosuna meydan okumak yeterli oluyordu. “Baksana, Mike şu işle biraz ilgilendi ama doğrusu bunun içinden çıkılabilecek gibi olmadığını söylüyor. Sen de bir göz atmak ister misin?” Bu tür durumlarda, işin nasıl halledileceği hakkında tabii ki bir fikrim vardı ancak bunu onun halletmesini istiyordum. Çünkü bu, onun kendini ıspatlaması ve ne kadar zeki olduğunu göstermesi için harika bir fırsattı. Ki o da, buna kelimenin tam anlamıyla bayılıyordu. Konu her ne olursa olsun ya da iş ne kadar komplike olursa olsun, bu akıllı tembel mutlaka üstesinden gelirdi ve ofisteki herkesten de daha iyi bir iş çıkarırdı.

Çalışkan ama vasat personel…

Öte yandan, çok çalışkan personelime ise tek yapmam gereken neyin yapılmasını istediğimdi. Onun için dil dökmeye, işin bitirilmesi gereken tarih için hatırlatmalar yapmaya vesaire gerek yoktu. Temel düzeydeki işleri için biçilmiş kaftandı ancak verilen iş bir yazılımın parolasını değiştirmekten daha karmaşıksa neyin ne olduğunu anlaması neredeyse yarım gününü alıyor ve hatta birçok defasında yardıma ihtiyaç duyuyordu. Ona mentörlük yapmayı denedim; temel sorun giderme ve altyapı üzerine özel eğitimler almasını sağladım fakat hiçbir yararı olmadı.

Kimse üzerine alınıp gücenmesin fakat temel düzey işleri yerine getirebilecek işgücü gerçekten her yerde bolca var. Ancak, gerçekten zorlu bir işi başarabilecek personel sayısı ise bir o kadar az.

Resim: “teams working – Sat morning 3” by Carbon Tippy Toes
– Under Creative Commons license

Kaynak: Quora, If you were an employer, would you prefer to hire a lazy person with all the qualifications you need, or a very hard working person who is unqualified?

0

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.